2010/09/29

Almaşık Eğ’itim - 1: Montessori Yöntemi

Ülkemizde pek bilinmese de devletin sunduğu merkezi eğ’itime almaşık birçok eğ’itim akımı var dünyada. Bunların en yaygınlarından birisi de kurucusu Maria Montessori’nin adıyla anılan akım. Montessori’nin yöntemi yüzyılı aşkın bir süredir birçok ülkede ve birçok okulda başarıyla kullanılıyor.

Montessori çocuğu doğuştan iyi ve yetişkinlerden farklı özellik ve ihtiyaçlara sahip ama tam bir birey olarak tanımlıyor! Ona göre çocuk, en az bir yetişkin kadar kendine yetip, kendi kendini geliştirebiliyor. Bunun için gerekli olan sadece uygun bir çevre! Merkeze devleti değil, çocuğu alan; amacı onun potansiyelini dışarı çıkarmak için edilgen bir yardım ve yönlendirme sağlamaktan öteye gitmeyen; çocuk-ça ve öz-ü-gür öğrenimci bir çevre.. “..Hiçbir köle çocuğun ailesinin mülkü olduğu kadar efendisinin mülkü olmamıştır. Hiçbir köle çocuğun karşılaştığı kadar sınırsız engellerle karşılaşmamıştır.” diyor Montessori ve devam ediyor: “İnsan hakları asla çocuğun durumunda olduğu gibi hiçe sayılmamıştır..”

Montessori , ilk olarak zeka geriliği olan çocuklarla çalışmaya başlayıp, onların normal olarak adlandırılan çocuklarla eş başarı seviyesine ulaşmasına yardım etmiş. Aynı yöntemin normal olarak adlandırılan çocuklarda kendine-hakimlik (oto-kontrol) ve içrek disiplin geliştirdiğini fark edince de ilk Çocuk Evi’ni kurmuş. Onun Çocuk Evleri’nde alışıldık sınıf kavramı mevcut değil. Çocuklar gelişim dönemlerine göre çok-yaşlı sınıflarda, yönlendiricilerden (/öğretmenlerden) ziyade kendi kendilerine veya akranlarından bir şeyler öğreniyorlar.

Yönlendiriciler öğrencileri mümkün olduğunca etkinleştirebilmek için kendilerini edilgenleştiriyorlar. Tabii bunun için çok iyi birer gözlemci olmaları ve her çocuğun kendine özgü bir yöntem kullanılabilmesini sağlayabilmeleri gerekiyor. Ayrıca, bu Çocuk Evleri’nde çocuk, okul ile aile birbirinden ayrık hareket edemiyor.

Çocuk Evleri’nde 0-6 yaş arasındayken, çocuğun duyuları keşfederek kişiliğini yaratmasına yardımcı olunuyor. Bu süreç bilinçsiz emici zihin (ruhsal embriyo) ve bilinçli emici zihin diye adlandırılan üçer yıllık iki ardışık dönem olarak kabul ediliyor. Bilinçli emici zihin dönemine geçildiğinde çocuğa sonunda kendi kendine okumaya - yazmaya başlayacağı, müzik ve matematik çalışacağı oyun ve alıştırmalar yaptırılıyor. Şaşırtıcı olarak, böyle bir çevrede bilindik anlamdaki, zaman geçirme dışında bir amacı olmayan oyunlara çocuklar kolay kolay yüz vermiyorlar.

Çocuğa 6-12 yaş arasında kavramları keşfedeceği ve aynı zamanda ihtiyacı olan “ev ortamından uzaklaşarak bağımsızlaşma” sürecini gerçekleştirebileceği bir ilk okul çevresi sunuluyor. Çocuk daha ilk okula başlamadan merkezi eğitimdeki bir ilk okul üçüncü sınıf öğrencisiyle aynı seviyede donanıma sahip oluyor ve bu dönemde keşfedebileceği değerlerin sınırı bu sayede oldukça genişliyor. Bu bağlamda, mutlak ve süreğen bir müfredat bulunmuyor okullarda. Çocuk istediği zaman, istediği kadar öğrenebiliyor her şeyi..

Çocuğa 12-18 yaş arasında sunulan çevre ise hayatı keşfetmede kolaylık sağlıyor: Çocuk Evi orta okul seviyesinden sonra yerini çiftliklere bırakıyor. Yetişkinler sadece misafir olmak, çözülemeyen bir sorun için yardım sunmak ya da ders vermek için geliyorlar bu çiftliklere. 3-4 kişilik odalarda kalan çocuklar tarım ve hayvancılıktan makine tamiratına, mutfaktan işlerinden muhasebe işlerine kadar ihtiyaçları olan her şeyi kendileri yapmaya çalışıyor. Bu sayede insan ilişkilerinde oldukça yetkinleşen çocuklar, diğer canlılarla ve doğayla ilişki kurmada da modern insanın oldukça ötesine geçebiliyorlar.

Böyle yetişen çocukların kurduğu bir toplumu düşünsenize? Üstelik henüz üniversiteye de gitmediler..

İleri Araştırma Yapmak İsteyenlere

http://montessoriegitimi.org/yerarti/joomla/
http://digital.library.upenn.edu/women/montessori/method/method.html
http://www.montessori.edu/